OKUMAYI SEVENLER VE KİTAP SEVDALILARINA…
SAYFAM ‘OTEZİ’ TAMAMEN OTEZİ’NİN DÖNÜŞÜ ADLI KİTABIN İLKİ OLAN ‘KAYA’NIN KİTABI’ İLE İLGİLİ BİR SAYFADIR.SİZLERDEN SAYFAMDA (OTEZİ SAYFASINDA) PAYLAŞTIKLARIMI OKUMANIZI YORUMLARINIZI BEĞENİLERİNİZİ VE PAYLAŞMANIZI RİCA EDİYORUM
SAYGILARIMLA
HANDAN GÜNEŞ
-----------------------
OTEZİ’NİN DÖNÜŞÜ
KAYA’NIN KİTABI
1.BÖLÜM
ÖNSÖZ
GİRİŞ
Gözlerini açtığında bir hastane odasında yatmaktaydı, aniden bir panik duygusu geçirdi, suda boğuluyordu sanki,"geçti güzel kız sakin ol ve uyu. Dinlenmen gerek.Uyandığında her şey daha güzel olacak güvendesin".O an kim olduğunu bilmediği ama yinede insanı sakinleştiren bu sözler yeniden uykuya dalmasını sağlamış ve uzunca bir süre hiç uyanmadan uyumuştu.gözlerini kapayıp uzun uykusuna dalmadan önce hatırladığını sandığı son şey ise,annesi olduğunu düşündüğü kadının karşısındaki duvarda asılı duran aynanın içinde kaybolduğuydu ki tamamen halüsinasyon olduğuna inanmıştı artık.Neredeyse yerlere kadar uzun simsiyah saçları vardı kadının,gümüş işlemeli bir bindallı giymişti ve belinde ince uzun gümüş rengi kınında, kabzası da gümüşten bir kılıç taşımaktaydı.Belinde takılı gümüş kınında üzeri mücevherli kamasıyla takım gibiydi.bir tek kadının yüzünü net hatırlayamıyordu.Doktorlar bir deniz kazası geçirdiğini söylemişlerdi.kazadan kurtulan tek kişi olduğunu,ailesine ait yatta verilen bir kıyafet balosu sırasında sebebi henüz tespit edilemeyen bir patlama ve çıkan yangın sonucu yattaki herkes ölmüştü.patlama sırasında muhtemelen güverteden denize düşmüş olabileceği var sayılmıştı.ama o hastane odasında kendiyle konuşup aynadan kaybolan kadın dışında hiçbir şey hatırlamıyordu.bir tek sarı bir duman vardı zihninde o dumanı soluduğu anda her şey silinmişti.
Doktorlar istedikleri kadar halüsinasyon desinlerdi. O kadın gerçekten vardı ve Kaya onu bulacaktı. Bu tam olarak iki yıl önceydi. Hastaneden çıktıktan altı ay sonra her ne kadar kendini zaman ve mekana yabancı hissetse de, aile albümlerindeki resimler kendininkiler dahil "kendi resimlerine baktığında bu kız asla ben olamam" dese de artık olayları akışına bırakmıştı. Tam bu kendine ait olmayan hayatı benimsemişti ki,"uzunca bir süre böyle demişti' benim olmayan bir hayatı yaşıyorum'"üç ay önceydi ailesinin kazadan hemen önce kendisine doğum günü hediyesi olarak aldıkları ki o korkunç kazanın yaşandığı yatta verilen kostüm partisi doğum günü şerefineydi. Ve hediyesi de güneyde bir sayfiye eviydi. Bu evde bir şeyler hatırlama umuduyla gitmişti. Kâbusların başlangıcı da bu oldu.
AYNADAKİ İHTİYAR (1)
Bir şey onu bu eve çekiyordu. Kendini bir noktadan sonra mecbur hissetmiş ve aniden verilmiş bir kararla aceleyle hazırlanmış ve haziranın son günü yola koyulmuştu. Haritalar da bile ismi geçmeyen hiç kimsenin adını duymadığı ve yerini tam olarak bilmediği bu köy ve ya kasabayı bulmak için güneye gidiyordu. “Hoşkadem” ismi bile tanıdık değildi.,Kaya içten içe burası hakkında aslında çok şey bildiğini sezinliyordu.Mantığı karşı çıksa da biliyordu ki doğru yöne işaret ediyordu.Yola çıktığının ikinci günüydü ve artık pes edip dönmeyi düşünmeye başlamıştı.”saçmalık” diye söylendi kendi kendine.”saçmalık,kimse bilmiyor,haritalarda yok ve bunca yol boyunca tek bir tabelada dahi ismi geçmedi.”Ailesinin bir tür arazi veya emlak mafyası tarafından dolandırıldığını düşünmeye başlamıştı.aile avukatları Saim bey “bu evi çok beğendiğiniz için annenizin ısrarıyla babanız size doğum günü hediyesi olarak almıştı.bu aynı zamanda bir mezuniyet hediyesi olacaktı size.tarihi değeri çok büyük.sanırım Osmanlının kuruluşundan hatta Selçuklular’dan bile önceki bir döneme aitmiş.Anneniz çok beğeneceğinizi düşünüyordu.”demişti ama evin tam olarak yerini oda tarif edip söyleyememişti.”Güneyde bir sahil köyü ben şahsen sadece alım satım işlemleriyle ilgilendim yerini hiç sormadım.İzmir veya Muğla taraflarında bir yerlerde olmalı.”demişti. Aklına bir şey gelmiş gibi aniden arabasını durdurdu. Yol kenarında meyve satan iki küçük kız çocuğu dikkatini çekmişti. Biri sarışın diğeri esmer ikisinin de uzun örgülü saçları vardı. Birbirlerine çok benziyorlardı. Yorgun ve uykusuzdu. Arabadan çıkmaya gönülsüzdü nedense.
Çantasından bozukluk çıkarttı. Çocuklar koşarak geldiler. Ellerindeki kiraz sepetini Kaya’ya uzattılar. Kaya tadımlık bir kiraz attı ağzına, gerçektende görüntüsü kadar lezzetli ve suluydu kirazlar. mm gerçekten nefis bir tadı var bu kirazların. “Nerenin kirazı bu?” kızlar birbirlerine bakarak kıkırdadılar. İkisi de birden “kendi bahçemizin kirazı bunlar. Bu sabah kendimiz topladık. Erkenden, buraya satmak için geldik. Sen turit misin?” “Hayır, turist değilim.” “Hoşkadem adında bir yeri arıyorum.Sizin gibi şirin kızlar nerede olduğunu biliyor mu acaba? Nerededir bu Hoşkadem?” Kaya “bilmiyoruz” cevabını bekleyerek öylesine sormuştu ama kızların yüzündeki şaşkınlık ve seslerindeki coşku yanıldığının ispatıydı.”Sen bizim köyü mü arıyon abla? Çok kaybolan olur bu yollarda.” İki kız da şüpheyle bakmaya başlamıştı İşte şurdan gitcen ama bulurmusun bilemem..” usulca yanından uzaklaşmaya başlamıştılar. Kaya bir an panikledikden sonra gülümseyerek baktı kızlara sesi yalvarma doluydu; “Lütfen, Oraya gitmeliyim. Bana ait bir ev var köyünüzde.Tarihi eski bir ev.” Şimdi tamamen yalvarıyordu. “Lütfen bütün kirazlarınızı alırsam beni köyünüze götürür müsünüz? Günlerdir yollardayım. Lütfen …lütfen?” kızlar birbirlerine bakarak bir süre düşündüler. Tuhaf bir andı Kaya bir an için bu iki küçük kızın birbirlerinin zihnini okuduğunu düşündü. Biri olur derken, diğeri hayır olmaz diyordu sanki. Birkaç dakika böyle devam etti. Kaya bir an onların zihinlerinden yaptığını düşündüğü bu tartışmayı duyduğunu bile sandı. Hatta öyle garip bir şey oldu ki iki kız birden Kaya’ya bakıp sustular. Kaya irkilerek bakışlarını dikiz aynasına çevirerek bir eliyle sanki saçını düzeltiyormuş gibi uzaklaştı kızların düşüncelerinden. Aynadaki yansımasına bakarken “delirmeye mi başlıyorum? Gerçekten onları duyduğumu sandım gerçek mi hayal gücümün bir oyunu mu? “tamam “ Kaya bu kez gerçekten irkildi. İki kız da arabanın arka koltuğuna oturmuş az evvelki şüpheci bakışların yerine merak dolu bir yüzle konuşurken seslerinde bir ifadesizlik vardı. “seni köye götürcez paramızı köyde verirsin.” Cevabını beklemeden ve Kayanın korkmuş haline aldırmadan “hayde sağa dön dümdüz gidecez” dediler. Kaya dehşete düşmüştü aslında “ne zaman bindiler arabaya? Nasıl bu kadar sessiz olabildiler. Doğruyu mu söylüyorlar?” nedenini bilmiyordu ancak kızların doğruyu söylediklerini ve tüm bu olanların olağanlığını bildiğini hissediyordu. Kaya’yı dehşete düşüren şeyde buydu. Kontağı çevirdi arabayı kızların işaret ettiği yöne doğru sürdü.
AYNADAKİ İHTİYAR(2)
Toprak bir yoldan gidiyorlardı. Yolun her iki yanı da ağaçlıklıydı. Yol ilerledikçe ağaçların boyu daha da bir büyüyordu ve üst dallar kemer oluşturacak şekilde kavisleniyordu. Öyle sık dalları vardı ki ağaçların, gövdeleri o derece yakındı ki; bir süre sonra farları yaktı. “Burdan yine sağa dön.” Kaya sorusunu soramadan cevabı kızlardan geldi. “Şimdi dön yol orda, dönmeden göremezsin. DÖN!” Kaya son anda direksiyonu sağa kırdı ve hakikaten orada kıvrıla döne uzayıp giden eski bir taş yol vardı. Hayretten gözleri açılmıştı. Firene bastı, arabayı durdurup aşağıya indi. Arkalarında bu yola dönen hiçbir açıklık yoktu. Ağaçlardan tünel devam ediyor görünüyordu. Onlarca, yüzlerce, binlerce soru hücum etti aklına, hiç birini soramadan kızlar gitmeleri gerektiğini söylediler. Kaya arabaya binip tekrar yola koyuldu. Fakat bir şeyler sormalı cevaplar almalıydı. Kızlar anlamış gibi “Hoşkadem’e çağrılmayan kimse gelemez yolu bilen biri olmadan da köye gidemez.” diyerek sustular. Kaya ne sorarsa sorsun cevap alamayacağını hissetti. “Nasılsa köyde birilerinden öğrenirim.” diye geçirdi içinden. “köylüler yabancılarla konuşmayı sevmezler.” Kaya bu iki kızın zihin okuduğuna inanmıştı artık. Hiçbir cevap vermedi, hiçbir şey düşünmeden abrayı sürmeye devam etti.
İkindine doğru kızlar yavaşlamasını söylediler. Araba bir yokuşun üstündeydi ve köy tam aşağılarında gözüküyordu. Evler yamaçlara yapılmıştı. Öyle bir düzenle inşa edilmişlerdi ki bu noktadan bakıldığında tıpkı bir hilali andırıyordu. Yıldızın olması gereken noktada ise büyükçe bir konak vardı. Ardında sonu yokmuş gibi görünen bir orman uzanıyordu. Ufuk da ise,deniz olduğunu tahmin ettiği bir mavilik vardı. Yokuş aşağı köy meydanına doğru sürerken bu manzaranın ne kadar tanıdık olduğunu düşündü. Hoşkadem’i biliyordu sanki. O büyük konak eviydi de yıllardır hasret kalmıştı, şimdi ise,yuvasına dönmüştü. O bu karışık duyguları yaşarken kızlar neşeyle kıkırdıyıp “Hoşkadem’e hoş geldin. Evet orası senin evin. Biz burada ineceğiz. Bizim evimiz senin evinin tam karşısına düşer. Biz buradan yürüycez. Artık evini bulursun.” Kirazların parasını verip kızların ardından el salladı. İkindin ezanı okunurken o da arabasını yeni evinin bahçe kapısından içeri sürüyordu. Bakalım aradığı cevaplar bu evde miydi, yoksa yeni sorular mı bekliyordu Kaya’yı.
AYNADAKİ İHTİYAR(3)
Kaya yorulmuştu ama değmişti doğrusu, çatı katındaki kapısında büyücek bir asma kilit takılı oda dışında tüm evi pırıl pırıl yapmıştı ve artık dinlenip tadını çıkarma vakti gelmişti. O öğleden sonra hayatının akışını değiştirecek birkaç şey ardı ardına gelecekti. Fakat, Kaya o an için tüm bunlardan habersiz, verandasında oturmuş papatya çayını keyifle yudumlamaktaydı.
Çatı katından önce bir şangırtı koptu, sonra tiz bir çığlık sesi evin tamamı deprem oluyormuşcasına sallandı. Aynı anda masanın üzerindeki dizüstü bilgisayarına üniversitedeki hocasından bir mail geldi ve cep çalmaya başladı. Ekranda üniversiteden arkadaşı Gülce’nin adı yazıyordu. Olanca gücüyle çatı katına çıkmak istiyordu ancak, sol eline telefonu aldı kabul et tuşuna basarak Gülce’ye “bekle” derken, sağ eliyle hocasından gelen maili açtı. Beklediği teklif gelmişti sonunda. Orhun Kitabeleri civarında yapılacak olan arkeolojik inceleme ekibine katılmasını isteyen bir davet almıştı. Büyük bir hızla “Ekibinize katılmaktan onur duyarım” yazarak maili gönderdi. Gülce “neler oluyor niye bekletiliyorum acaba? Bir şeyler söyler misin?..” diyerek şakayla karışık merakla o anda cevabını alamadığı sorular soruyordu. Kaya soluğu çatı katının merdivenlerinde aldı. “Gülce…bekle..arkadaşım..” soluk soluğa konuşuyordu. Gülce iyice meraklanmış, hatta endişelenmeye başlamıştı. “Beklemek sorun değil ama korkutuyorsun Kaya. Neler oluyor orada? Neden nefes nefesesin?” Kaya derin bir nefes alıp ardına kadar açılmış bir şekilde duran çatı katındaki kapıya doğru ağır adımlarla çıkarken arkadaşının sorularını yanıtlamaya başladı. Sadece çatı katına çıkıyorum . Galiba kilitli kapı açıldı.Sanırım sen şu an söylediğim noktada otobüsten inmiş olmalısın. Oralarda iki tane kız çocuğu görüyor musun? Elma sepetleri var önlerinde. “Evet,el sallıyolar. Ben de el sallıyorum. Ay! Çok şekerler..” “Evet öyledirler işte onlar senin karşılama komiten verehberin olacaklar. Şimdi kapatmam lazım. Bir saate görüşürüz. Telefonu kapatmış keşfe hazırlanıyordu.
Kapının bu esrarengiz açılışı, duyduğu ses ve gürültüler Kaya’yı ne korkutmuştu, ne de dikkatli davranmasını gerektiren bir durum varmış hissi uyandırmamıştı. Aksine acilen yapılması gereken bir görevi yaptığını hissediyordu. Yukarıda O’nu bekleyen biri vardı ve en kısa zamanda yanına gitmeliydi. Ardına kadar açılmış olan kapıdan içeriye bir göz attı. Tüm duvarlar aynalarla doluydu.çeşit çeşit ve boy boy aynalar vardı içeride. Tam karşısında, odanın orta yerinde ise,bir boy aynası vardı. Enine boyuna oldukça büyük çerçevesinde ince taş işçiliği kullanılmıştı. Kaya içeriye girerek aynaya doğru küçük adımlarla yaklaşmaya başladı. Kendi yansımasını beklerken; ak saçları örgülü mavi gözleri sevgiyle bakan ihtiyar bir kadına bakarken buldu kendini. Tekrar halisünasyon gördüğünü düşünmeye başlamıştı ki, daha da beter bir şey oldu. İhtiyar kadın sakin, yumuşak bir sesle doğrudan ismiyle hitap ederek konuşmaya başladı: “Kaya Hoşkadem’e hoşgeldin…”
AYNADAKİ İHTİYAR(4)
Beni bulmalısın Kaya. Beni bulmalısın fakat,önce kendini bulmalısın kızım. Sen gerçekte kimsin? Nereden geldin? Nereye gitmelisin? Aşağıda salondaki saatte sana ait bir şey var onu al. Ona iyi sahip ol. Zamanı gelince açmayı başaracaksın. Sana evinin yolunu o açacak. Her şeyi hatırlamalısın. Unuttuğun sandığın geçmişini yeniden bulmalısın. Her şey buna bağlı Kaya. Her şey senin hatırlamana bağlı. Kaya bir an soluksuz kaldı. Aynadaki ihtiyar kaybolmuştu. Şimdi kendi yansımasını görüyordu. Zihninde sarı bir duman bulutu uçuşuyordu. Hatırlaması gereken her şey bu bulutun ardına gizlenmişti sanki. Kaya bulutun içine daldı. Öyle koyu bir buluttu ki kaybolduğu hissiyle panikledi. Korkunç bir şeyler vardı bulutun ardında kendi çığlığını duydu. Her şey bir anda silinirken yere düştüğünü hissetti. İşte hastane odasında aynada kaybolan kadın. Aynadan yine çıkıyordu. Bu doğru olamazdı. Yere düşmeden önce Kaya’yı yakalayıp sımsıkı kucakladı. Kaya “anne?..” derken bilincini tamamen kaybetmişti. Gözlerini güçlükle araladığında gördüğü, Gülce’nin artık telaşlanmaya başlamış haliydi. “Uyan kızım, kendine gel. Kaya neler oldu? Uyan Kaya..” diyerek neredeyse çığlık atma noktasında bağırıyor omuzlarından Kaya’yı sarsıyor ve hatta ağlıyordu. Kaya gülümsemeye çalıştı. “Sakin ol Gülce ben iyiyim bir şey olduğu yok…sadece ben şey,bayılmışım galiba? Aynada ihtiyar bir kadın vardı. Sonra..sonra şey ..”
Söyledikleri Kaya’ya deli saçması gibi görünmeye başladı. Aniden sustu, Gülce’nin umut dolu bakışlarının söndüğünü göremedi. İçine kapandı. “ Aynadan hastanedeki gördüğüm kadın çıktı mı diyecektim? Delirmeye başlıyorum sanacaklar yine en iyisi susmak. Muhtemelen hayal ,yada halüsinasyondan ibaret bir buhran anı olmalı.” Gülümsemeye çalışarak misafirinin üzgün yüzüne baktı. Garip bir şeyler vardı ama o anda anlayamayacaktı.
AYNADAKİ İHTİYAR(5)
Büyük çok büyük bir kuşun üzerindeydi. Dağlar, ormanlar aştı. Gökyüzünde öylece asılı duran dev bir aynaya doğru uçuyordu. Aynada yine ihtiyar kadın belirdi. “zamanımız azalıyor Kaya. Artık beni aramaya başlamalısın. Ormana git… beni bul!”
Kan ter içerisinde uyandı. Başucunda duran saate baktı;gece yarısını henüz geçmişti. Su içmek için aşağı kata mutfağa indi. Bir bardak su içip yatağına dönmeyi planlıyordu. Çatı katının kilitlerinin açıldığını duydu. “Bu olabilir mi?” diye heyecanla ve mümkün mertebe sessiz olmaya gayret ederek,çatıya çıkan merdivenleri birer ikişer çıkmaya başladı. Korkuyla nefesini tuttu Kaya. Çatı kapısı gerçekten de açılmıştı ve bir takım sesler geliyordu. Çatı katındaki odada birileri telaşlı bir konuşma yapıyordu. Sesler tanıdık gelmişti, hatta birinin Gülce olduğuna emindi. “Gülce’nin orada ne işi olabilir ki?” Üstelik o günden sonra tüm denemelerine rağmen kapı hiç açılmamışken, şimdi Gülce orada kiminle konuşuyor olabilirdi? Nefesini tutmuş sessiz sessiz son basamağa kadar çıkmıştı. Şimdi içerideki konuşmaları daha net duyabiliyordu. “İki kişiden fazlalar. Gülce ne işler çeviriyorsun. Geldiğinden bu yana oldukça garip davranıyorsun zaten. Sürekli beni gözetliyormuşsun gibi hissediyorum…tamam rahatsız edici gelmiyor, hatta bazen senin adına nedensiz bir üzüntü duyuyorum . ama artık endişelenmeye başladım.” Kaya konuşmaların kendi hakkında olduğunu fark ettiği anda düşüncelerinden sıyrılıp dikkatle dinlemeye başladı. Ancak, geç kalmıştı. Duyabildiği son sözler “mutlaka ormana gitmeli. Küçük bengisuyu bulmayı başarırsa hatırlaması da kolaylaşacaktır.” oldu. Kaya daha fazla dayanamayarak odaya girdi. Ama oda bomboştu. Duvardaki ve odanın ortasındaki aynalar haricinde hiç kimse yoktu. Kaya bir an için yine zihninin ona oyun oynadığını düşündü. Ta ki; aynanın içerisinden
Gülce’nin çıktığını görünceye kadar. Bu olabilir miydi? Gülce aynanın içinden çıkıyordu. “HAYIIIRR!
Çıldırıyor muyum? Hala ruya görüyor olmalıyım”. Umutsuzca Gülce’nin gözlerine baktı.
Gülce de bunu beklemiyor olmalıydı ki, hafiften bir panik havasına girmişti. Bir şeyler söylemek istercesine ağzını açıp kapattı.Kaya sendeledi, bilincini kaybedip yere düşmeden
önce mırıldanarak “hala ruya görüyorum…bu sadece bir ruya…” dedi ve yere düştü.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandı. Yatağındaydı. yüzüne bir gülümseme yayıldı. Yüksek sesle “rüya olduğunu biliyordum.” diye haykırdı. Mutluydu ancak, içinde garip bir istek uyanmıştı. “bu gün mutlaka şu arka bahçeyi bir ziyaret etmeliyim”. Kaya evin arkasında ta denize kadar uzanan ormanlık alana bu şekilde hitap etmeyi seviyordu. “Arka bahçe” Kaya geldiğinden bu yana en az üç kez keşfe çıkmıştı. Hayran olduğu muazzam güzelliklerin saklı olduğu bir yerdi burası. Kaya da çok seviyordu. Ancak bu kez geceki olayların rüya olduğunu doğrulamak adına gidecekti ve Gülce’yi yanına almadan, ona haber vermeden gitmeye karar vermişti. Gülce artık bir şüpheliydi.
OTEZİ’NİN DÖNÜŞÜ
KAYA’NIN KİTABI
1.BÖLÜM
KÜÇÜK BENGİSU(1)
Kaya yaramazlık yapmaya hazırlanan küçük bir çocuğun heyecanıyla odasından çıktı. Merdivenleri sessizce indi. Dış kapıyı usulca aralayıp, on üç basamaklı dış merdivenleri üçer-beşer atlayıp, ‘arka bahçeye’ uçarcasına koşarak dalıp, gözden kayboldu. O sırada Gülce henüz uyanmıştı; soluğu
Kaya’nın odasında aldı. Kapı yarı açık duruyordu, Kaya’dan ise,iz yoktu. Telaşlanmamaya çalışarak evi turladı. Kaya evde değildi, ‘neredesin Kaya’ bir cılız umut hariç, bin bir türlü korkutucu olasılık geçti aklından. Derin bir nefes aldı ve ‘umarım ki, saatteki emanetini almış,arka bahçeye gitmişsindir Kamana’ en zayıf gördüğü olasılığa sarılıp kahvaltı hazırlamak için, mutfağa gitti. Kaya eve geldiğinde öğle saatleriydi. ‘Hepsi rüyaymış, rüyaymış Gülce.’ Başka nedenlerden olsa da Kaya gibi hayal kırıklığına uğramıştı Gülce de. Anlamamış gibi davranmaya çalışarak zaten cevabını bildiği soruyu sordu: ‘Rüya olan neymiş bakıyım? Hem sen neredeydin bunca saattir? Meraklanmaya başlamıştım artık.’ Kaya özenle hazırlanmış sofraya baktı. ‘Ormanda dolaştım biraz.’ Son bir çaba içindeydi Kaya. Çılgıca gelse de bunu yapacaktı. Dün geceki olanların bir ruya olduğunu ispatlamak kendisini rahatlatacağını düşünmüştü, oysa
, derin bir hayal kırıklığı yaşıyordu ve buna bir anlam veremiyordu.sesine ciddi bir ton vererek , kararlı bir ifadeyle Gülce’nin gözlerine baktı. ‘delirdiğimi düşünmeni istemiyorum.’ Biraz umut, biraz korkuyla dolmuştu ama meraklanmış bir edayla o da
Kaya’ya baktı. Konuşmadan bekledi. Yaşlı bir kadın ormanda Bengisu adında birini veya bir yeri bulmamı istedi. Daha sonrada sen bir aynadan çıkarken gördüm.’ Gülce renk vermeden dinlemeye devam etti. ‘sonra’ dercesine baktı Kaya’ya yorumsuz dinliyormuş gibiydi, oysa Kaya daha ‘ihtiyar bir kadın…’ der demez umudu sönmüştü. Kaya devam etti. ‘öylesine gerçekti ki, bir an için geçmişte unuttuğum bir şeyleri anımsar gibi oldum. Gün ışırken evden çıktım ve arka bahçeye gittim. Tüm bunların ruya olmasını istiyordum. Söylenilen yeri ya da kişiyi bulamadım. Ruya diye rahatlamalıydım ancak hayal kırıklığı içindeyim.’ Gözlerini Gülce’den kaçırıp mutfak penceresinden dışarıya bakmaya başladı. Gelirken günlük güneşlik bir hava vardı dışarıda. Oysa şimdi gönlünün göğü gibi gökyüzü de kararmış, bulutlar gözleri gibi ağlamaya hazırlanıyordu. Gözünden düşen ilk gözyaşıyla birlikte, dışarıda da yağmur yağmaya başlamıştı. Kaya elleriyle yüzünü kapatmış sarsıla sarsıla ağlamaya başlamıştı şimdi. Dışarıdaysa,bardaktan boşalırcasına bir yağmur yağıyordu OTEZİ’NİN DÖNÜŞÜ
KAYA’NIN KİTABI
1.BÖLÜM
KÜÇÜK BENGİSU (2)
Gülce çok hızlı düşünmesi ve doğru kararı vermesi gerektiğini biliyordu. Kaya’nın bir an evvel Küçük Bengisu’yu bulması gerekiyordu. Zaman aleyhlerine işliyordu. Lakin, eli kolu bağlıydı Gülce’nin. Ne bir şey anlatabilirdi, ne de doğrulaya bilirdi. Kaya’nın her şeyi kendisinin hatırlaması çok daha önemliydi.
Ancak, hassasiyetle yapılacak ufak tefek yönlendirmelere izin verilmişti. derin bir nefes aldı Gülce ve aklına gelen ilk şeyi söyledi. ‘Kaya lütfen sakin ol.’ Sesinde endişeli bir hava vardı. Aynı tonda devam etti; ‘canım arkadaşım, bir doktora gidelim mi? Hani kazadan sonra gittiğin şu doktor vardı, neydi adı onu aramamı ister misin?’ ‘Hayır!’ öfkeli, sert ve kati çıkmıştı. Gülce’yi korkutan Kaya’nın kendisine bağırması ya da öfkelenmesi değildi. Gülce’yi korkutan şey gökyüzünün durumuydu ki Kaya belki az daha dikkat etseydi öfkesinin gök gürlemesiyle aynı ilerlediğini fark edebilirdi de. Gülce renk vermemeye gayret ederek Kaya’yı sakinleştirmeliydi. ‘Af edersin…’ ve pişman olmuş biri gibi konuştu. Yumuşak bir sesle dura dura konuşmasına devam etti Gülce. Başını öne eğmiş dizlerinin üzerine koyduğu ince uzun parmaklı ellerine bakarak konuşmasını sürdürdü. ‘Ben sana kötü anıları hatırlatmak istemedim. Sadece çok gerginsin,hani şu kazı işi; ikimizin de istediği bir iş.. hatta bir görev gibiydi. Daveti aldığımda ben senin iki misli heyecanlanıp sevinmiştim biliyorsun benim anne tarafım Altay Türklerinden . Şimdi tüm bu hazırlıklar,kazı için gidilecek günün ertelenip durması tüm bu bürokratik engeller seni ne çok kızdırıyor biliyorum. Sana göre on beş gündür kazı yapıyor olmalıydık’. Yüzünde muzip bir gülümsemenin belirtileri oynaştı. Dışarıda yağmur yavaşlamış neredeyse durmak üzereydi. Tekrar ciddileşti. ‘Şimdi hassas olduğun bir konuya değineceğim ama senden sakince beni dinlemeni rica ediyorum.’ Gülce gözlerini
Kaya’ya dikmişti çok ciddi bir ifade ile cevap beklemeye başladı. Yağmur yavaş ve sessiz yağmaya devam ediyordu. Kaya başıyla onayladı hala gözlerinden yaşlar süzülmekteydi. Gülce bu noktada çok daha dikkatli olması gerektiğini biliyordu. Kelimeleri özenle seçerek konuşmasına devam etti.
OTEZİ’NİN DÖNÜŞÜ
KAYA’NIN KİTABI
1.BÖLÜM
KÜÇÜK BENGİSU(3)
‘Senin delirdiğini veya deli olduğunu düşünmüyorum. Hatta …hatta sana inanıyorum. Yani şu şekilde olabileceğini düşünüyorum; buraya hatıralarını bulma ümidiyle gelmiştin. İki koca ay geçti silik birkaç anı dışında bir şey bulamadın. Merdivenin başındaki şu koca hurdanın karşısında saatlerce dikilip durdun, hem de günlerce ve sonra bana ‘sanki küçük bir kızken bu saatin içine bir şeyler saklamıştım gibi hissediyorum. Fakat bu imkansız’ deyip dikilişini sonlandırdın. Neydi biliyor musun,hatırlamaktan korktuğunu düşünüyorum. Çünkü açıp bir kez olsun saati kontrol etmedin. Ama ben ettim’ Kaya heyecandan gerilmişti ve atladığı bir şeyi o an hatırladı. Gülce fark etmemiş gibi devam etti. ‘ancak kapağı sıkışmış mıdır nedir bir türlü aça..ma..dımm hey ne oldu öyle alev almış gibi nereye ?’
Kaya ok gibi fırlayıp soluğu saatin önünde aldı. Bir taraftan da heyecanla konuşuyordu. ‘ saatte bana ait bir şey var.. olmalı.. öyle demişti.. ‘Beni bulmalısın Kaya. Beni bulmalısın fakat,önce kendini bulmalısın kızım. Sen gerçekte kimsin? Nereden geldin? Nereye gitmelisin? Aşağıda salondaki saatte sana ait bir şey var onu al. Ona iyi sahip ol. Zamanı gelince açmayı başaracaksın. Sana evinin yolunu o açacak. Her şeyi hatırlamalısın. Unuttuğun sandığın geçmişini yeniden bulmalısın. Her şey buna bağlı Kaya. Her şey senin hatırlamana bağlı.’ Kaya söylenmemesi gereken bir şey söylemiş gibi iki eliyle birden ağzını kapattı. Gülce deli cesareti göstererek bir risk aldı pişman olunacak bir risk ama pişman olmadı. ‘Kim? Kaya kim söyledi sana bunları?’ kaya bunalmaya başlamıştı. O an gerçekten de hatırlamaktan korktuğunu fark etmişti. Geçmişinde bulacakları onu gerçekten de çok korkutuyordu. Umutla ve heyecanla koştuğu saatten elini titreyerek çekmekteydi. Gülce çabuk ve kararlı davrandı.
‘Kimdi o? Kim söyledi saate bakmanı? Yoksa bunu damı unuttun? Cevap ver!’
Kaya köşeye sıkışmıştı. İstemese bile zihni ve iradesi isteği dışında zorluyordu. Hatırlayamadığı geçmişi onu kendini bulmaya zorluyor, mecbur bırakıyordu. Bu sorunun cevabını biliyordu zaten
; korkutucu tarafıysa, ismini hatırlıyor olmasıydı. Başı çatlayacakmış gibi ağrıyordu sanki beyni infilak edcekmiş gibi zonklamaya başlamıştı. Gülce tekrar haykırarak sordu: ‘Kim? Kim? Kim?..’ Kaya Gülcenin sonsuza dek mütemadiyen bu soruyu sorup durağını düşündü, çaresiz cevabı haykırdı:
‘Aynadaki ihtiyar, aynadaki ihtiyar söyledi. Otene söyledi. Kamana Otezi söyledi. Öfke ve korkuyla titremekteydi ve sanki sarı bir dumanın içinde kaybolmuştu yine…
OTEZİ’NİN DÖNÜŞÜ
KAYA’NIN KİTABI
1.BÖLÜM
KÜÇÜK BENGİSU(4)
her hatırlamak için zorladığında olduğu gibi. İşte yine başı dönüyor ve boğuluyormuş gibi hissediyordu. ‘Bu sarı dumandan kurtulmalıyım Gülce boğuluyorum. Bana yardım et!’ sesi çığlık gibi yükseliyordu. Gülce son bir hamle daha yaptı. ‘kurtul o dumandan ve buraya yapmak için geldiğin şeyi yap!’ Kaya saatin kapağını tutmakta olduğunu fark etti. ‘Açılmayacak’ diye geçti içinden kolu usulca kendine doğru çekti. Saatin cam kapağı yavaşça aralandı. Ve her şey çorap söküğü gibi ardı ardına zihnine hücum ederken sarı duman zihniden uçup gitti.
Pek çok duyguyu birden yaşıyordu. Sevinç, öfke, korku, huzur, nefret… Tüm hatırladıkları gerçekti.
Gülce , Gülce, Gülce… Söyle bakalım Gülce Kız seni elimden kim kurtaracak.
Gülce öyle mutluydu ki, oracıkta can vermeye razıydı. Kaya’nın boynuna atlayıp sımsıkı sarıldı. Sonunda kavuştuk Kaya sultan, ben her şeye razıyım. Sen döndün ya bundan sonrası her ceza bir ödüldür ‘Ece’m…
Bir tuhaflık vardı. Olmaması gereken bir şey, Kaya tepkisizdi ve konuşmuyordu. En çok korkulan gerçekleşmiş olabilir miydi? Kaya’yı sonsuza dek kaybetmiş olabirmiydiler? Gülce paniklemişti, Kaya’yı omuzlarından tutup sarstı. Bildiği tüm isimleriyle seslendi ona. Ağlıyordu, tüm bedeni, bütün hisleri, donup kalmıştı adeta. Tüm ümitleri kollarının arasında yitip gitmişti. Büyüklere ne söyleyecekti? Banuçiçek’e, Burla Kat un’a ne diyecekti? Kaya’ya olan sevgisi öyle büyüktü ki; duyduğu acı tarifi imkansızdı. Kime hesap vereceği önemsizdi. Bu ölüm mutlak bir yıkımdı. Başlamamış olan savaşın mutlak mağlubiyeti. On altı yaşından bu yana beklediği Kuday Han ile evlenebilmesini imkansızlaştıran andı. Bunlara ve her şeye razıydı tek o yaşasaydı. Kaya’yı usulca yere yatırdı, kendi de sol yanına uzandı. Başını göğsüne dayadı ve ağladı ağladı. Tamamen ümidini yitirmek üzereydi ki, çatı katından gelen kilitlerin açılma sesini duydu. Ama onu umutlandıran, zayıf ancak ümidi ateşleyen ses Kaya’dan onun en cesur savaşçıdan da cesur ve korkusuz yüreğinden gelen sesti. Kaya’yı olduğu yere bıraktı. Ne kadar masum ve huzurlu durmaktaydı yüzü. Telaşla merdivenlere yönelirken gözlerindeki yaşları sildi. Yukarıya çıkmadan önce son bir kez hanımına baktı. ‘yardım geldi, dayanmalısın.’ dedi. O zaman elindeki madalyonu gördü. Yüreği ve bedeni tüy gibi hafiflemişti. Artık iki katı fazla umut vardı. ‘Madalyonu bulmuş..onu bulmuş’ diye sayıklayarak çatı katının basamaklarını ikişer üçer çıkmıştı. Telaşlı yüzlerle sabırsızca beklemekteydi Banuçiçek ve Burla. Gülce aynaya doğru ilerledi ve sanki bir kapıdan geçermişçesine geçip gitti…
HANDAN GÜNEŞ
http://google-otezinindonusu.blogspot.com.tr/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder